Bölüm 5
5. Karadeniz Havzası Ülkelerinde Hava Kirliliği
Karadeniz Havzası ülkeleri arasında hava kirliliği sınır tanımayan bir sorundur. Bir ülkede üretilen kirleticiler rüzgarlarla başka ülkelere taşınabilir. Bu yüzden bölgede ülkeler arası iş birliği hayati önem taşımaktadır. Bölgede faal olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (BSEC), çevre konularında iş birliği yapabilecek platformlar sunmaktadır. Ancak bu tür organizasyonların daha somut projelere dönüşmesi gerekmektedir.
BSEC toplantılarında sunulan raporlar siyasi farkındalık yaratmakta ve bu sorunlara karşı bölgesel ekonomik planlarda düzenlemeler yapılmasına imkan tanımaktadır. BSEC bu raporlarda ortaya konan sorunlara karşı çevresel içeriği ana akım politikalara entegre etmeye çalışmaktadır. Tarım gübre kullanımının azaltılması, temiz üretim tekniklerinin teşviki gibi önlemler gündeme alınmaktadır.
Avrupa Çevre Ajansı (EEA) verilerine göre Doğu Avrupa ve Karadeniz ülkelerinde hava kalitesi standartları batıya göre daha düşüktür. Bu durum bölgede sanayi ve enerji üretiminde yaşanan geçiş sürecinin henüz tamamlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Karadeniz Havzası ülkeleri arasında teknoloji transferi, veri paylaşımı ve ortak izleme sistemleri oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
Karadeniz Havzası gibi hassas ekosistemlere sahip bölgelerde bu sorunun çözümü için bölgesel iş birliği ve uluslararası destekler hayati önem taşımaktadır. Yerel yönetimler, devlet kurumları ve bireyler birlikte hareket ettiğinde hem hava kirliliği hem de ekosistemler üzerindeki olumsuz etkiler etkili bir şekilde azaltılabilir. Bu mücadeleye bugün başlamak gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya bırakmak anlamına gelmektedir.
5.1. Türkiye
Türkiye, coğrafi çeşitliliği, hızla gelişen sanayisi, artan motorlu taşıt sayısı ve enerji ihtiyacına bağlı olarak ortaya çıkan fosil yakıt kullanımı nedeniyle hava kirliliği açısından oldukça değişken bir profile sahiptir. Karadeniz kıyısında yer alan şehirler, hem meteorolojik etkiler hem de bölgedeki sanayi faaliyetleri nedeniyle özellikle kış aylarında hava kirliliği riski taşımaktadır. Türkiye genelinde hava kirliliği, özellikle partikül madde (PM10, PM2.5), azot dioksit (NO₂), kükürt dioksit (SO₂) ve ozon (O₃) düzeylerinde etkili olmaktadır.
Türkiye’de hava kalitesinin izlenmesi ve yönetimi, 2008 tarihli “Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği” ile başlamıştır. Bu mevzuat, Avrupa Birliği direktifleri ile uyumlu şekilde hazırlanmıştır. Yönetmelik kapsamında 13 ana kirletici için sınır değerler tanımlanmış ve bu değerlere göre hava kalitesi sınıflandırılması yapılmıştır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2021 yılında güncellenmiş rehber değerleri göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin hava kalitesi standartlarının hâlâ yetersiz kaldığı düşünülmektedir.
Partikül maddeler (PM), Türkiye’deki en yaygın ve en tehlikeli hava kirleticisidir. PM10 ve PM2.5 seviyeleri, özellikle büyük şehirlerde zaman zaman DSÖ limitlerini aşmaktadır. Ankara, İstanbul ve İzmir gibi metropollerde trafik yoğunluğu ve evsel ısınma kaynaklı emisyonlar hava kirliliğini artıran başlıca nedenlerdir. Karadeniz kıyı şehirlerinde ise meteorolojik koşullar ve sanayi faaliyetleri nedeniyle kış aylarında hava kirliliği riski artmaktadır.
Zonguldak, Bartın, Samsun gibi illerde hem endüstriyel hem de liman faaliyetleri hava kalitesini bozmaktadır. Açıkta yükleme işlemleri, gemi emisyonları ve termik santraller gibi etkenler liman şehirlerinde risk oluşturmaktadır. Özellikle kömürlü termik santrallerden salınan sülfür dioksit (SO₂) ve partikül maddeler, kıyı bölgelerinde hava kalitesini ciddi şekilde düşürmektedir.
Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) ve Türkiye Tabipler Birliği (TTB) tarafından yapılan değerlendirmelerde yılda yaklaşık 30.000 kişinin hava kirliliği kaynaklı erken ölüm riski taşıdığı belirtilmiştir. Bu sayılar, hava kirliliğinin yalnızca bir çevre sorunu değil aynı zamanda halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit olduğunu göstermektedir. Özellikle PM₂.₅ ve PM₁₀ partikülleri, akciğerlere kadar ulaşarak solunum fonksiyonlarını bozar ve kalp damar hastalıklarına yol açabilir. Avrupa Çevre Ajansı’nın verilerine göre Türkiye’de yüksek kirlilik dönemlerinde hastane başvurularında kalp ritim bozuklukları ve anjina ataklarında artış gözlenmiştir.
Türkiye’de kömürlü termik santrallerin sağlık etkilerini inceleyen kapsamlı bir çalışmada, 2019 yılında bu tesislerin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaklaşık 11,3 milyon güne varan hastalık süresi ve bunun sonucunda da 1,4 milyon iş günü kaybı yaşadığı tahmin edilmiştir. Bu rakamlar, enerji üretimi sırasında kullanılan teknolojilerin modernize edilmesi gerektiğini ve temiz enerjiye geçişin aciliyetini ortaya koymaktadır.
Türkiye’de Hava Kalitesi İzleme Ağı (HKİA) tarafından sağlanan veriler bu konuda önemli bir adım sayılır. Ancak bu verilerin analiz kapasitesi ve halka aktarılma biçimi her zaman etkili olmamaktadır. Bu nedenle bilgi paylaşımı ve halkla iletişim daha güçlü hale getirilmelidir. Üniversiteler arası ortak projeler, araştırma programları ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde çalışacak bilim insanları için destek mekanizmaları geliştirilmelidir.
Evsel ısınma kaynaklı hava kirliliği özellikle kış aylarında daha yoğun şekilde hissedilmektedir. Düşük kaliteli yakıt kullanımı, açık alanlarda yapılan yakmalar ve eski ısıtma sistemleri bu durumun başlıca nedenleridir. Bu yüzden vatandaşlara ısınma amaçlı dağıtılan kömürlerin kaliteli olması gerektiği vurgulanmalı, piyasada satılan kömürlerin denetimi sıkılaştırılmalıdır. Ayrıca kamuoyunda farkındalık artırma çalışmaları hayati önem taşımaktadır.
Ulaşım sektörü de hava kirliliğine sebep olan önemli bir aktördür. Motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları özellikle NO₂ ve CO seviyelerini yükseltmektedir. Bu durum, özellikle İstanbul, Ankara ve Erzurum gibi büyük şehirlerde belirgindir. Elektrikli araçların yaygınlaştırılması, toplu taşımanın geliştirilmesi ve düşük emisyonlu ulaşım politikalarının uygulanması bu alanda atılabilecek önemli adımlardır. Ayrıca şehir içi yolların trafik akışını rahatlatacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve yeşil alanların artırılması gibi kentsel planlama stratejileri de bu sektörde hava kirliliğini azaltmada etkili olacaktır.
Sanayi faaliyetleri de hava kirliliğine katkı sunan önemli bir unsurdur. Metal işleme, kimya, çimento, tekstil ve benzeri sektörler havaya salınan kirleticilerin başında gelmektedir. Bu sektörlerde kullanılan süreçler sonucunda ağır metaller, uçucu organik bileşikler (VOCs), kükürt ve azot bileşikleri atmosfere karışmakta ve hava kalitesini bozmaktadır. Karadeniz çevresinde yer alan birçok büyükşehir ve sanayi bölgesi, bu tür emisyonların yoğun olduğu alanlardır. Fabrika bacalarında etkin filtreleme sistemlerinin olmaması ya da denetim eksikliği, bu emisyonların kontrol altına alınmasını engellemektedir.
Türkiye’de HKDYY kapsamında 13 kirletici için hava kalitesi sınır değerleri ve hedef değerler belirlenmiştir. Bu kirleticiler arasında SO₂, NO₂, NOx, PM₁₀, PM₂.₅, O₃, CO, benzen, Pb, arsenik, kadmiyum, nikel ve benzo(a)piren bulunmaktadır. Her bir kirletici için hem kısa vadeli sınır değerler (saatlik veya günlük ortalamalar gibi) hem de uzun vadeli sınır değerler (yıllık ortalama) belirlenmiştir. Örneğin PM₁₀ için 24 saatlik sınır değer 50 µg/m³’tür ve yılda 35 defa aşılmasına izin verilmektedir. Ancak DSÖ’nün 2021 rehber değerleri göz önünde bulundurulduğunda bu değerlerin hâlâ yetersiz kaldığı düşünülmektedir.
Türkiye’de hava kirliliğiyle mücadelede başarılı olabilmek için mevzuatın sadece kağıt üzerinde değil, uygulamada da etkili olması gerekmektedir. Yerel yönetimlerin, halkın ve özel sektörün süreklilik göstererek entegre edilmesi şarttır. Uluslararası örneklerden faydalanmak, bölgesel eşgüdümü güçlendirmek ve bilimsel temelli politika üretmek, Karadeniz Havzası’nda daha temiz bir hava için öncelikli adımlardır.
5.2. Bulgaristan
Bulgaristan, Avrupa Birliği üyesi bir ülke olmasına rağmen kıta genelinde hava kirliliği açısından en problemli ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Avrupa Çevre Ajansı (EEA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre özellikle kış aylarında PM10 ve PM2.5 seviyeleri hem Avrupa Birliği’nin hem de DSÖ’nün önerdiği sınırların oldukça üzerindedir. Bu durum, Bulgaristan’da hava kirliliğinin insan sağlığı, çevre ve ekonomi üzerinde ciddi etkiler yarattığını göstermektedir.
Başlıca kirleticiler arasında PM2.5, PM10, NO₂ ve SO₂ ön plana çıkmaktadır. Eski nesil endüstriyel tesisler ve düşük verimli ısınma sistemleri, Bulgaristan’daki hava kirliliğini artıran temel nedenlerdir. Özellikle Sofya ve çevresindeki şehirlerde, evsel ısınma kaynaklı kömür ve odun kullanımının yüksek olması, hava kalitesini bozan önemli faktörlerdendir.
Bulgaristan’da hava kalitesi ölçüm istasyonları bulunmakla birlikte, bu sistemin veri paylaşımı ve halka açıklık düzeyi yeterli değildir. Bu nedenle kamuoyunda farkındalık düşüktür ve bireysel davranışlar pozitif yönde değişmemektedir. Eğitim programlarının artırılması ve yerel yönetimlerin daha aktif hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu ülkede hava kirliliği ile mücadelede bazı AB direktiflerine uygun projeler başlatılmıştır. Özellikle enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiye geçiş konularında bazı yatırımlar yapılmıştır. Ancak bu yatırımların etkinliği ve yaygınlığı henüz beklenilen düzeyde değildir.
Bulgaristan’daki hava kirliliği seviyeleri, özellikle kış aylarında DSÖ limitlerini çok fazla aşmaktadır. Bu durum çocuklarda astım atağı, yaşlılarda KOAH ve kalp krizi oranlarında artışa neden olmaktadır. Bu yüzden kentsel alanlarda hava kalitesi iyileştirme projeleri ve evsel ısınma yöntemlerinin dönüştürülmesi büyük önem taşımaktadır.
5.3. Romanya
Romanya, Avrupa Birliği üyesi bir ülke olup hava kalitesi standartları açısından Batı Avrupa ülkelerine göre daha gelişmiş bir yapıya sahiptir. Ancak Karadeniz Havzası bölgesinde bulunan Bükreş, Brașov ve Cluj-Napoca gibi şehirlerde hava kirliliği halen önemli bir sorundur.
Romanya’da en sık karşılaşılan kirleticiler PM₁₀ ve PM₂.₅’tir. Bu partiküllerin başlıca kaynakları ısıtma sistemleri, inşaat faaliyetleri, ulaşım ve endüstriyel tesislerdir. NO₂ ve O₃ seviyeleri de yüksek düzeydedir. Özellikle yaz aylarında ozon seviyesi sağlığı tehdit edici boyutlara ulaşabilmektedir.
Romanya’da AQI verileri daha sıkı takip edilmekte ve halka açık şekilde duyurulmaktadır. Ayrıca yerel düzeyde hava kalitesi iyileştirme projeleri yürütülmekte ve yerel yönetimlerle iş birliği sağlanmaktadır. Bu tür iş birlikleri, Karadeniz Havzası’nda daha fazla teşvik edilmelidir.
Romanya, Avrupa Birliği üyelik süreci kapsamında çevre direktiflerine uyum sağlamıştır. Bu bağlamda, sanayi tesislerinde emisyon sınırları, trafik düzenlemeleri ve yakıt kalite kontrolleri gibi önlemler alınmıştır. Ancak bu önlemler Karadeniz kıyısı şehirlerinde tam anlamıyla uygulanmamaktadır.
Tarım sektörü de hava kirliliğine dolaylı olarak katkı sunmaktadır. Tarımda kullanılan gübrelerden salınan amonyak (NH₃), atmosferde NOx ile reaksiyona girerek sekonder partikül maddeler oluşturur. Bu partiküller hem insan sağlığını hem de çevreyi etkiler. Bu nedenle sürdürülebilir tarım uygulamalarının teşviki, hem çevre hem de halk sağlığı açısından hayati öneme sahiptir.
Romanya’da hava kirliliği özellikle büyük şehirlerde yoğunlaşmıştır. Bu şehirlerde trafik yoğunluğu ve evsel ısınma kaynaklı emisyonlar, hava kirliliğini artıran başlıca nedenlerdir. Romanya’da yerel yönetimlerin bu konuda daha fazla rol üstlenmesi, hava kalitesini iyileştirmede önemli bir adım olacaktır.
5.4. Ukrayna
Ukrayna, geniş yüzölçümü ve sanayi altyapısıyla Doğu Avrupa’nın önemli ülkelerinden biridir. Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler arasında stratejik bir konuma sahip olsa da, uzun yıllardır devam eden enerji bağımlılığı, sanayileşmenin doğurduğu çevresel etkiler ve yakın dönemdeki silahlı çatışmalar, ülkenin hava kalitesi üzerinde ciddi olumsuzluklara yol açmıştır. Özellikle Karadeniz kıyısındaki liman şehirleri ile iç kesimlerdeki ağır sanayi bölgelerinde hava kirliliği kritik boyutlara ulaşabilmektedir.
Temel kirleticiler arasında PM2.5, SO₂, NO₂ ve VOCs yer almaktadır. Bu kirleticilerin başlıca kaynakları endüstriyel faaliyetler, enerji üretimi ve ulaşım sistemleridir. Ukrayna’da karayolu taşımacılığı yoğun olduğundan dolayı taşıt emisyonları da hava kalitesini bozan önemli unsurlardan biridir.
Ukrayna, Karadeniz Havzası’ndaki diğer ülkelerle iş birliği içinde olup, bölgesel çevre projelerine katılmaktadır. Bu projeler çerçevesinde hava kalitesi izleme sistemleri güçlendirilmekte, yerel yönetimler ile çevre kuruluşları arasında veri paylaşımı yapılmaktadır. Ancak savaş sonrası dönemdeki siyasi ve ekonomik dengesizlikler, bu projelerin sürekliliğini olumsuz etkilemektedir.
Dnipro Nehri havzası, Karadeniz’e akan suyun kalitesini doğrudan etkileyen bir alandır. Dnipro Temiz Hava Planı kapsamında sanayi kentlerinde hava izleme kapasiteleri artırılmakta ve eski sanayi tesislerinin kademeli dönüşümü hedeflenmektedir. Bu plan, Karadeniz Havzası ülkeleri arasında model alınabilecek örneklerden biridir.
Ukrayna’da hava kirliliği ile mücadelede eğitim programlarının artırılması ve yerel yönetimlerin daha aktif hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kamuoyunda farkındalığın artırılması, bireysel davranışların pozitif yönde değişmesini sağlayacaktır. Bu bağlamda toplum temelli çevre kampanyaları ve yerel eylem planları teşvik edilmelidir.
5.5. Diğer Ülkeler
Rusya Federasyonu
Rusya Federasyonu, Karadeniz’in kuzeybatı kıyısına sahip olan bir ülke olarak hava kirliliği ile mücadelede hem yerel hem de bölgesel düzeyde katkı sunmaktadır. Karadeniz Havzası’na dahil olan güneybatı bölgeleri — özellikle Krasnodar Krayı, Rostov-na-Donu ve çevresi — hava kirliliği açısından hem yerel kaynaklardan hem de bölgesel taşınım yoluyla gelen kirleticilerden etkilenmektedir.
Sanayi yoğunluğu, enerji üretim biçimleri, ulaşım altyapısı ve iklimsel etkiler bu bölgelerdeki hava kalitesini belirleyen başlıca faktörlerdir. Rusya Federasyonu’nda hava kirliliği ile mücadelede bazı şehirlerde yerel düzeyde hava kalitesi projeleri başlatılmıştır. Bu projelerde yerel yönetimler ile üniversite araştırmacıları birlikte çalışmakta ve hava kalitesi iyileştirme stratejileri geliştirilmektedir.
Ancak Rusya’nın büyüklüğü nedeniyle ulusal düzeyde hava kalitesi izleme sistemleri eşitsiz dağılmıştır. Bu yüzden bazı bölgelerde veri eksikliği gözlemlenmekte ve bu durum politika yapıcılara doğru karar alma imkanı sunmamaktadır. Bu nedenle Rusya ile Karadeniz Havzası ülkeleri arasında teknoloji transferi ve veri paylaşımı büyük önem taşımaktadır.
Gürcistan
Gürcistan, Avrupa Çevre Ajansı ve Karadeniz Havzası projeleri kapsamında Moldova, Bulgaristan ve Türkiye gibi ülkelerle sınır ötesi iş birliklerine katılmaktadır. ENI CBC projeleri kapsamında Gürcistan’da hava kalitesi izleme sistemlerinin dijitalleştirilmesi ve toplum temelli çevre eğitimi kampanyaları yürütülmektedir.
Tiflis ve Batum gibi liman şehirlerinde gemi emisyonları ve trafik yoğunluğu hava kalitesini düşürmektedir. Bu durumun kontrol altına alınması için yerel yönetimlerin eylem planları geliştirmesi gerekmektedir. Gürcistan’da yerel düzeyde hava kalitesi projeleri başlatılmıştır. Bu projelerde yerel yönetimler ile üniversite araştırmacıları birlikte çalışmakta ve hava kalitesi iyileştirme stratejileri geliştirilmektedir.
Gürcistan’da hava kirliliği, yaşa ve sağlık durumuna bakılmaksızın tüm nüfusu etkileyen ancak çocuklar, yaşlılar ve hamile bireyler için daha fazla risk taşıyan bir çevre sorunudur. Bu yüzden kentsel ve kırsal bölgelerde sağlık farkındalığının artırılması, ev içi ısınma yöntemlerinin iyileştirilmesi ve hava kalitesinin sürekli izlenmesi hayati önem taşımaktadır.
Moldova
Moldova, Karadeniz Havzası’nda yer alan küçük ülkelerden biridir ve hava kirliliği bakımından bölge ülkeleri arasında en düşük yıllık ortalama PM2.5 seviyesine sahiptir. Ancak bu durum, Moldova’nın daha az sanayileşmiş bir ülke olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ülkede hava kirliliğine sebep olan başlıca unsurlar arasında evsel ısınma yöntemleri, eski tip araç filoları ve sınırlı sanayi tesisleri yer almaktadır.
Moldova’da AQI verilerinin halka aktarımı sınırlıdır ve bu durum farkındalığı düşüktür. Bu bağlamda eğitim programlarının artırılması ve yerel yönetimlerin daha aktif hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Moldova, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (BSEC) çatısı altında yer alan çevre projelerine katılmaktadır. Bu projeler sayesinde veri paylaşımı ve izleme sistemleri güçlendirilmeye çalışılmaktadır.
Ermenistan ve Azerbaycan
Ermenistan ve Azerbaycan, doğrudan Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkeler olsa da, hava kirliliği açısından Karadeniz Havzası ile sınır ötesi ilişkileri bulunan ülkeler arasında değerlendirilmektedir. Bu ülkelerdeki sanayi faaliyetleri, enerji üretimi ve ulaşım sistemleri, hava kirliliğine sebep olmaktadır. Özellikle Erivan ve Bakü gibi büyük şehirlerde trafik yoğunluğu ve fosil yakıt bağımlılığı hava kalitesini bozan unsurlardır.
Bu ülkelerde hava kirliliği ile mücadelede yeterli altyapı ve veri paylaşımı henüz gelişmemiştir. Ancak bölgesel iş birlikleri çerçevesinde bu ülkelerde çevre izleme sistemlerinin kurulması yönünde adımlar atılmaktadır. Gelecekte bu ülkelerin de Karadeniz Havzası çevre projelerine daha fazla katılım sağlaması beklenmektedir.
